Anasayfa / Niğde Genel / Kültür ve Turizm / Niğde Yöresel Halk Oyunları

Niğde Yöresel Halk Oyunları

halkoyunlariBÖLGESEL FOLKLOR KARAKTERLERİ

Niğde İli folklor zenginlikleri yönünden İç Anadolu’muzun en zengin illerindendir. Bilhassa halk türküleri ve melodileri yönünden kendine has özellikleri vardır. Türküler, maniler, koşmalar, efsaneler, destanlar ve halk hi- kayeleri yönlerinden yapılmış esaslı bir inceleme, derleme yoktur.

 

1937 yılında öğretmen yazar Halit Ongan başkanlığındaki heyetin, Halkevi Yayınlan serisinden iki numara ile yayınladığı “Niğde’de Halk Türküleri” adlı kitap ile; M. Zeki Oral tarafından eski Akpınar dergilerinde yayınlanan derlemeler ve son zamanlarda saz sanatçısı Ali Ercan tarafindan yayınlanan “Niğde Türküleri” kitabından başka elimizde esaslı bir kaynak yoktur. Niğde ili çevresinde ismini duyuran saz sanatçısı Ürgüp’lü Refik Başaran, Eski gümüşlü Rıfat Ünlü Efendi, Ali Ercan, Hınısın Hüseyin (Güven), Tabelacı Hıfzı (Bölükbaşı), Fertekli Solak Mehmet (Ayata) gibi değerli sanatçılar, gerek eski türkülerin sözleri ve melodileri ile yeni nesillere aktanlması, gerekse söz ve melodi yönünden yeni beste ve ilaveler yapılması için çevremizde bu konuda gelişmeyi ve canlılığı sağlamıştır.

a) Niğde Çevresi’ndeki Türküler:

Niğde türkülerini; alay havalan, kaşık oyun havalan, uzun havalar, ağır havalar ve bağlantılar diye dört bölümde ayırabiliriz. Halkımızın bütün ruh halini dile getiren türkülerimiz bazen bir tarihi olaya mührünü vurmuş, bazen de bir sevgiyi mısralarında ölümsiizlüğe kavuşturmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında gidip yıllarca dönmeyen veya ardından ölüm haberleri alınan kişilerin Yemen ve uzak illerle ilgili birçok olaylan türkiülere konu olmuştur. Yemen’e giden bir askerimizin ardından yakılan şu türkü muhakkak ki çok uzun konuşmalardan daha etkili ve duygulandırıcıdır.

 

Kum tipisi çıktı görünmez atlar,

Pek perişan oldu küheylan atlar,

Kırıldı askerim atılmaz toplar.

Top olmazsa Arap gelmez imana

Kendim ettim kendim buldum kime ne?

 

1) Alay Havaları:

Niğde’de alay, başka yerlerde horon, doğu illerimizden bar denilen, aynı zamanda bedensel bir spor olan bu oyun, 35-40 sene önce hemen her düğün ve şenliklerde kent delikanlıları tarafından coşkuyla oynanan güzel bir meydan oyunudur.

Oyun şöyle Başlar: Sağ baştakinin elinde kılaptan işlemeli mendil bulunur. Tek sıra birbirinin serçe parmaklarından tutmuş 15-20 delikanlı tarafından tam bir ahenk içinde iki sağa bir sola düzgün ayak atışları ile açık veya kapalı halka halinde oynanır. Bunda göze çarpan nokta oyuna kalkan delikanlıların giyimi aynıdır. Elbiseler mavi çuha ve sırma işlemeli cepkenIerden oluşur. Alayın türküsü şöyle söylenir. Oyunu oynayanların yarısı birinci mısrayı yüksek sesle söyler; diğer yarısı ise ikinci defa daha yüksek sesle tekrarlar ki, böylece her mısra iki defa tekrarlanmış olur. Eğer oyuncular yorulmuş ise hemen ikinci bir alay daha kurulur; oyun saatlerce böylece devam etmiş olur. Bunda en çok yorulan zavallı güveydir. Çünkü o herkese uymak ve konuşmamak zorundadır. Bazı durumlarda da, bilhassa düğün oyunlarında çalgıcı ve güvey halkanın içine alınır, güvey tam bir ağır başlılık içinde oynayanlara döner.

Alay Türküsünün Sözleri:

 

Çekin alay düzülsün *** ellerin yari

Sürmeli gözler süzülsün *** ömrümün yari

Alaya gelmeyen *** ellerin yari

Kolu budu üzülsün *** ömrümün yari

 

2) Kaşık Oyunu Havaları:

Bu havalar çalınırken karşılıklı kaşıklarla oynanır. Oturarak alemlerinde önce kadın oynar, sonra erkekler katılır. Düğünlerde kadınların bulunduğu yerlerde kadınlar, erkeklerin bulunduğu yerlerde erkekler kaşıkla oynar.

Sarı Yıldız; TRT repertuarını geçen adıyla “Bir Yıldız Doğdu Yüceden” Niğde’nin en sevilen türkülerinden birisidir. Türkünün çok hareketli ve oynak olması, toplantılarda ve düğünlerde en çok çalınan türküler arasına girmesini sağlamıştır. Türküyle ilgili olarak Ali Ercan şunları söylemiştir: “Bu türkü Niğde’nin çok sevilen türkülerindendir ve yıllardır dillerde dolaşır. Özellikle melodinin oynak olmasın nedeniyle 70 yaşındaki bir şahsı bile oynatır. Bu türkünün öyküsü şöyledir:

Bir yaz mevsimi koyunculuğa meraklı olan bir grup genç yaylaya çıkar. Bu grup içinde birbirine sözlü olan iki genç sevgili de vardır. Bu iki genç köylerinde herkesin göreceği korkusuyla görüşmemektedir. Bu nedenle yaylada buluşabileceklerini düşünerek sevinçlidirler. İki genç, mehtabın olmadığı bir saatte buluşmak için karar alırlar. Şans bu ya, o gece Şafak Yıldızı denilen “Sarı Yıldız” doğar ve her tarafı ay ışığı gibi aydınlatır. Genç kız görülürüm korkusuyla delikanlının yanına gelemez. O gece sevgilisine kavuşamayan delikanlı, bu türküyü söyler.

 

Sazın her teline vuruşuyla insanı coşturan kaşık oyun havalarının en meşhurlarından birisi “Tombili” türküsüdür.

 

“Göverdim bostan oldum … kurban

Dillere destan oldum.

Hadanam tombili tombili

Tökezine kıran anam kandili

Çürüttüm on yedi mendili

Yaşmağımın ucu anam yılan dili

Kandile koydum bezir… kurban

Ezil yüreğim ezil.

(Ara nağme)

Dama çiçek ekerler … kurban

Çiçeğe su dökerler.

(Ara nağme)

Dama çiçek ekerler … kurban

Çiçeğe su dökerler.

(Ara nağme)

Karşıda dağ dıvarı.. kurban

İçinde bal pınarı (ara nağme)

 

3) Ağır Havalar ve Bağlantı Havaları:

Uzun havalardan ve bozlaklardan sonra çalınır. Kaşık oyun havalarına bir hazırlık niteliğindedir. U zun havalardan sonra dinleyenlerde bir kımıldama yapar. Akkoyun Meler Gelir, Sürmeli, Aziziye ve Gesibağları türküleri bu gruba girerler.

 

4) Uzun Havalar ve Bozlaklar:

Saz bir geçişten sonra ağır havalardan çalmaya başlar. Dinleyenler ile saz ve söz arasında bir bağlantı ve ahenk kurmaya çalışır. Kırat, Katırcıoğlu, Mahpus Damları, Emine türküleri bu guruba girerler.

 

 

Emine Türküsünden İki Kıta:

Emine’m oturmuş taşın üstüne, üstüne

Taramış zülfünü kaşın üstüne, üstüne

Selamın gelirse aman Emine’m

Kapılar ardındayım görmedin beni, vay beni,

Çok mu ağlattılar Emine’m’? vay seni, vay seni,

Urganlar getirin aman getirin,

Bağlayın beni… gelin Emine’m, vay Emine’m.

 

b) Maniler:

1- Aç kilit, açmam kilit, 2-Az gittik uz gittik,
     Kapının anahtarı nerde? Dere tepe düz gittik,
     Suya düştü. Altı ay bir güz gittik,
     Su nerede’? Bir de arkamıza baktık ki
     Camız içti. Bir arpa boyu yol gittik.
     Camız nerde?
     Dağa kaçtı.
     Dağ nerde?
     Yandı, kül oldu gitti. (Aç kilit oyunu oynanırken söylenir)

3- Nazar değmesin diye horoz sesi duyulmayan bir yerden toplanan üzerklik otu ateşte yakılarak tüttürülür. Bu iüzerklik ateşe atılmadan birçok (İsmail Özmel, Niğde’li Şair ve Ya- zarlar) tekerlerne söylenir; Bunlardan iki küçük örnek:

 

           Elemtere fiş Ekreşenin mekreşenin
           Kem gözlere şiş Yedi iklim kırk köşenin
           Denizdeki balıkların Ağanın paşanın
           Evlerdeki alıkların İki gözü bir kızıl dili
           İki gözü bir kızıl dili

 

4- Sümüklü böcek 5- Selamün aleyküm.
Suya düşecek Selam vermekten kolay ne var?
Adam olacak Kolumda payvandım var.
Beni dövecek. Koynumda hamaylım var,
Ben uyurum kuş gibi,
Düşmanlarım uyusun taş gibi.

 

6- Mecidiye bürünür
    Nerden baksam görünür
    Ellere çirkin yarim
    Bana güzel görünür

Hakkında admin

Bir Yanıt bırak

Başa Dön